Paylaşacak tecrübemiz, söyleyecek sözümüz var

ELLİYİZ

50 yaş ve üstü kadın, erkek, emekli, çalışan, EYT’ li ,bekar, evli her kesimden bizlerin paylaşım platformu

Yelkenli Gemi ile Roma’dan Cannes’a 2. Bölüm

tarafından | Nis 22, 2021 | Gezi | 0 yorum

Merhabalar,

Önceki kısımdan hatırlayacağınız üzere, halen Ajaccio’dan Calvi’ye doğru yoldayız. Korsika’nın tepeleri diyemeyeceğim, dağları desem abartmış olmam (zira oldukça yüksek göründü gözüme hep). Tepelerinde de her daim bulut eksilmezmiş gibi duran yüksek dağlar. Yeşille kaplı yamaçlar ancak bodur ağaçlar. İklim, buraların kuzeyine doğru daha bir güzelleşiyor.

Korsika limanları kaleleriyle de göz dolduruyor.

1
Korsika Kalesi



Her sabah kahvaltı sonrası, köprüüstünde limana yaklaşma manevraları benim için harika tabi ki …  Sancak alabanda ! Tüm toplar ateşşşş ! Calvi bizimdir …
2
Gemi seyri



Calvi limanında da gemi, alargada demirledi. Alarga, limana yanaşma değil de, bir geminin açıkta demirlemesi anlamına gelir. İtiraf etmeliyim ki, bu Akdeniz ikliminde kuzeye gidildikçe tabiat daha bir güzelleşiyor. Calvi, adından da çağrıştıracağı gibi bir ketçap ülkesi hiç değil. Uzaktan görüldüğü kadarı ile çok yakışıklı bir kale içine ve etrafına serpilmiş yerleşim gibi görünüyor.
3
Rota

Haritadan da görüleceği üzere Calvi, Korsikanın kuzey batı ucunda bulunuyor. Avrupa ticaret rotalarının nasıl olduğunu ve hakim rüzgarları da düşününce, Korsika’nın batı sahillerinin konumu ve avantajı bariz belli oluyor. Marsilya’dan Messina’ya hat çekin … işte rota …

Evet, “Alarga” diyorduk. Alarga’dan sahile gemi vasıtaları çalışıyor. Bu geminin de, iki kocaman, deniz otobüsümtrak vasıtası var. Katamaran gövde. Oldukça seri gidip geliyorlar. Geminin mataforaları (vasıtaları indirip kaldırmaya yarayan vinç) ile denize mayna/hisa (indirme/kaldırma) ediliyor. Ancak deniz dalgalı olduğunda geminin sancak iskelesi alt tavasından vasıtaya atlamak, yaşı ileri olanlar için sıkıntı yaratabilecek düzeyde malesef. 7 limanın 4 ünde gemi açıkta alargadaydı. Ve sahili görebilmenizin yolu gemi vasıtasına binebilmenize bağlı. O nedenle yaşınız fazlaca ilerlemeden, böyle bir niyetiniz varsa ertelemeyin derim. Herşey sağlık varken güzel.

4
Seyir

Müşkülpesent biriyimdir malesef, öyle pek kolayına da, aman da ne güzel, ciciymiş diyemiyorum herşeye. Hoş değil tabi, ama inanın Calvi’yi ilk görüşte sevdim. Sebebi nedir dersek. Sanırım, öncelikle çok temiz bir yerleşim. Kendilerini gerçekten tebrik ediyorum.

5
Calvi

Diğer özelliği, dingin, sakin ve huzur dolu bir atmosferi vardı. Gürültü yok, bağırışan, çağırışan yok. Her tarafta, öyle tabela, görüntü kirliliği yok. Çok farklı da bir şey yok. Ama kendisini, orijinal havasını ilk gelişte hissettiren ve bunu satan bir karakteri var. Daha ne diyebilirim bilemedim.

6
calvi

Zamanınız daha çok olsa, Ajaccio ya da Bonifacio yerine Korsika’da bu şehirde vakit geçirmek daha anlamlı olabilir. Ancak, gemi de, belirli mesafelerde duraklama yaparak yolcularını memnun etme derdinde tabi. Dolayısı ile bu bahsi geçen limanlar da, eski zamana ve gemilerin sürat kabiliyetine göre önemli kabul görmüş uğrak yerleri. Dolayısı ile aslına bakarsak, gezilen limanlar, hep de baklavanın olmadığı güzel bir seyir menüsü olmuş.

7
Calvi

Çok güzel plajları olduğundan bahisle, mamafih zaman ayıramadık.

8
Calvi sokakları

Size, yolların da çok temiz olduğunu söylemişmiydim ? )) yalınayak yürüyen bebeler o kadar rahattı ki. Evet beğendiğimi her fırsatta ifade etmekten keyif aldığım bir liman oldu. Beni böyle konuşturttukları için Calvilileri tebrik ediyorum. İnşallah, kendi memleketimiz de de, aynı bu şekilde turistleri konuşturtan sahil kasabalarımız olur. Kimse alınmasın ama, gerçekler böyle. Gidilip görülmedikçe, mukayese edilmedikçe de, rekabet ve kalite süreç yönetimi diye bir şey olmazdı.

Maalesef zaman su gibi akıp gidiyor ve Yahya Kemal BEYATLI’yı da anarak ;

“Artık demir almak günü gelmişse zamandan (limandan)”  diyerek, yelkenlerimizi fora ediyor ve …

9
Gece Seyri

Bekle bizi Portofino diyoruz …

Korsika’dan Portofino’ya 109 deniz mili seyir yapacağız. Veeee, nihayet rüzgar ! İşte şimdi hissediyoruz rüzgarın gücünü. O muhteşem kütle, ben gidiyorum diyor … Hafiften de sallanmaya başladık. Tedbiri elden bırakma ! ver zamanında 1 adet “dramamine” hanıma… İyi ki vermişim hapı eşime. Hani bize göre tatlıdan tatlıya sallayan dalgalar, alışık olmayana bir beden büyük gelebilir. Nitekim, faydası dokundu. Ertesi gün, öğle olmadan önce varacak şekilde yolumuza devam ettik. Gece olduğu kadar, sabahtan sonra gemi sallanmadı fazla. Hava mayna etti. (“mayna”nın anlamını size ev ödevi olarak veriyorum). Sabah kahvaltısından sonraki etkinliğimiz; Karga Yuvasını keşfetmek ))) Nest Crow !

10 1
Gemi Direği

Gemi direğine tırmanmak heyecan verici ve çok kendine özgü bir aktivite oldu. Burada da, emniyet esas tabi ki. Belinizden can halatına bağlanmadan salmıyorlar sizi yukarı )) Önce gemimizin direği … sonra teker teker yelkenleri … sonra gemimizin bordası … vasıtadan indikten sonra da bizleri gördüklerinde Portofinolular da eminim çok sevinmişlerdir

11
Yelkenler Fora

Uzaktan limana yaklaşırken, Portofino diye bir yer yok diyorsunuz. Ancak feneri belli oluyor. Cenova limanından 15-20 km kadar güney doğusundaki yarımadanın ucundaki 1950’lerin bu efsanevi rüya kasabası … tam bir rüya !

12
Portofino

Meğerse küçücükmüş. Saysanız 4 saat zamanımız, ya vardı ya da yoktu. Ama karış karış, bu harika limanda, gezip görülecek her yerini gördük. Yetti mi ? Yetmedi. Görmek değil, doya doya yaşamak ister insan burada. Ama, gittiğimize değdi. Dünya üzerinde, belki pek çok yer gördüm, ancak, kendince özgün, ” evet yaa ! benzeri yok ! ” dedirtecek çok fazla yer görmedim. Örneğin, Venedik … öyle bir yer. Orasının da yok yani tam bir benzeri. Burası da öyleymiş gerçekten. Bence gezimizin zirve noktası.

Portofino’da neler yapılır ? Tabi ki kalacağınız süreye de bağlı.

Yeşil öyle güzel korunmuş ki, binaların hemen gerisinde başlayan ormanda uzun yürüyüşler yapabilirsiniz. Ya da küçük bir tekne kiralayıp çevredeki koyları gezmeniz mümkün. Ancak denizden, göz seviyeniz düşük olduğu için görebileceğiniz güzellikler de haliyle sınırı olacaktır.

Eğer güzel de bir manzara göreyim diyorsanız, ya “Portofino Deniz Feneri”ne doğru ilerleyeceksiniz… tatlı bir patika sokaktan ilerleyerek… yol üzerinde San Giorgio Kilisesini ya da Castello Brown Kalesini ziyaret edebilir, ve buradan manzaranın tadına doyamayabilirsiniz … ya da aksi istikamette gideceksiniz …

13
Portofino

Portofino denince; gerçekten İtalyan tarzı hayatın simgesi… Sanırım yeryüzünde de pek az yere kısmet olmuştur görülmeden sevilmek. Portofino’yu nereden biliriz ? Ya bir şarkıdan ya da filmden…ya da artık bu devirde sosyal medyadaki paylaşımlardan. Masmavi gökyüzüyle birleşen denizi, rengârenk çiçeklerle bezenmiş yıllara meydan okumuş bakımlı küçücük evleri, dar sokakları, lüks yatları, muhteşem köşkleri, ihtişamlı hayatları ve unutulmaz aşklarıyla Portofino, İtalyan tarzı, oldukça bohem hayatın, aşkın, müziğin sembolü olmuştur. Bu harikulade büyüleyici küçücük limanı en azından bir kere görmek istemeyecek hiçbir turist yoktur.

14
Portofino

Biz önce, Portofino Deniz Fenerine kadar gidip döndükten sonra;

Farklı bir ambiyansı yaşamak üzere, bu güzel koyun diğer tarafında kalan, Portofino liman girişine hakim muhteşem manzarası ile, ve de tarihte, Richard Burton’un Elizabeth Taylor’a evlenme teklifi yaptığı meşhur otel olarak anılan, “Belmond Hotel Splendido Portofino”daki rezervasyonumuza yetişmek üzere acele ettik.

Rezervasyon derken, oda değil, masa rezervasyonu diyelim. Daha henüz, odasında kalabilecek durumda olmadığımızı kabul edelim ))

15 scaled
portofino

Hani, şu herkesin bir şekilde mırıldandığı şarkı, Vittorio Paltrinieri’nin 1959’da bestelediği “I found my love in Portofino…” Aşkı Portofino’da buldum… Dalida’nın yumuşak sesinden dinlemeye alışık olduğumuz bu şarkı, Portofino için bir dönemin başlangıcı aynı zamanda. Pek çoğumuzun hafızasına bir şarkıyla kazınan bu küçük kasaba, bize şarkıların bazen nelere muktedir olabileceğinin de kanıtı oldu. Bu romantik şarkının da eşliğinde, liman içine dönerek vasıtamızı bekledik. Harika bir dört saat ! inanın her şeye değdi.

16
Portofino

Nihayetinde, muhteşem gemimize yaklaşırken, insan, Portofino’ya mı, yoksa şu güzelim gemiye mi bakacağını şaşırıyor. Gemi şimdilik elde var bir, ben Portofino’ya bakakaldım.

Bir sonraki liman Monaco. Gece boyunca Monaco’ya doğru ilerlerken tam dolunay olmasa da mehtabın eşliğinde yemek sonrası gökyüzünün tadını çıkarmak bambaşka bir şey.

Her sabah olduğu gibi bu sabah ta, kahvaltıdan önce doğruca köprüüstüne çıkarak “mevki çeki” (nerede olduğumuzu kontrolden söz ediyorum) yapıyoruz

17
Gemi

Her zaman olduğu gibi, Gemimizin baş tarafından 43 mt, kıç tarafından da 94 mt mesafede olduğumuzu görüyor ve rahatlıyoruz)) Mevki çeki tamam.)) Mesleki deformasyon işte. İşin özünde Monaco’ya yaklaşmışız.

18
Monaco

Kahvaltımızı tamamladıktan sonra, liman giriş faslını asla kaçırmadan, köprüüstündeki yerimizi alıyoruz. Ben olmasam bu gemi nasıl yanaşacak ? Ama harika bir kaptanımız ve yan pervanelerimiz var )) keman çalmayacağı kesin. Kaptanımız, liman ağzında, gemiyi fırıldak gibi kendi ekseni etrafında çevirdikten sonra, tornistan (geri geri) yolla gemimizi Monaco limanı mendireğindeki rıhtıma otomatik park fonksiyonu ile “park” ediyor.

Monaco hakkında eminim ki herkes pek çok şey biliyor ve duymuştur. Ben burada, çok radikal trafik kurallarının olduğu, park ederken gözünüzün yaşına bakılmayacağı ki sebepi çok açık; bir lokmacık memlekette toprağın çok kıymetli olduğu ve bu konuda anarşiye mahal olmayacağı konusunda bilgilendirebilirim. Yani eğer ileride araç kiralayarak gelirseniz, beş kez düşünün aracınızın nasıl ayağınıza dolanacağını. Onun dışında, malum burası Monte Carlo olarak da anılıyor. Monte Carlo deyince de meşhur kumarhanesi.

Ancak benim ilgimi çeken farklı iki aktivite var dünyaca bilinen. Her yıl Mayıs ayında Grand Prix Formula 1 yarışları burada yapılıyor. Düşünün, öyle bir alt yapınız var ki, yani düzgün şehir içi yollarınız… bu yollarda yarış otoları tabanlarını hiç bir yere vurmadan sürat yapabiliyor. Yani bırakın kasisi, en ufacık bir olumsuz çıkıntının dahi olmadığı yollar. Bu, aynı zamanda tam tersi bir olguyu da ilginç şekilde işaret ediyor. Yani kasislerin olmadığı, bir sürü Ferrarinin fing attığı yollarda, hız limitini aşan maganda da yok. Yok yani. Hayal edemediniz tabi.

Aslında benzer bir seyir, tatlı bir bahar havası sezonunda, tersi güzergah ile yapılıyor ve bu gemi Monaco Grand Prix yapılacağı tarihte (Mayıs ayı) sıralama turlarının yapıldığı güne liman ziyaretini denk getiriyor. Eğer böyle bir zamanlamayı seçerseniz, böylece, hem Monaco’yu hem de Grand Prix atmosferini yaşıyor olursunuz.

Grand Prix yanısıra, düzenli olarak yapılan “Monaco Classic Week – La Belle Class” adı altında dünyaca ünlü büyük yelkenlilerin (Uskuna tipi tekneler) yarışına sahne olur Monaco.

Meraklısına duyurulur.

Monaco’ya ilk kez geldiğimiz için, bilinen cazibe merkezlerini önceliğimize aldık doğal olarak. Öncelikle Prenslik Sarayına yöneldik. Hakim bir tepenin üzerinden Grace Kelly’nin penceresinden, Monaco’su nasıl görünüyormuş, ona baktık.

19
Monaco

Sonra, yat limanını takiben, Monte Carlo kumarhanesinin olduğu meydana. Sadece kumarhane değil, Cafe de Paris de en popüler mekanlardan. Rivayete göre içerisine girdiğinizde mutlaka dünyaca ünlü bir yıldıza denk gelirmişsiniz. Öyle de, biz dünyaca ünlülerin hepsine vakıf değiliz ki. Avuçiçi kadar kocaman camları olan güneş gözlüklü insanlardan bunu anlamanız da pek mümkün değil. Hele şimdi üzerine bir de pırlanta işli maske takan ünlüler olunca iş daha zorlaşıyordur. İyi ki işimiz paparazzilik değil. İşsiz kalırdık. Yine bu meydan için diyebileceklerim; para ile oynayan dünyanın en zengin kesimi araçları ile meydana geldiğinde vale parking ile işi çözüyorlardır diyeceğim. Ancak o kadar lüks araç var ki, inanın hayatımda ilk defa gördüğüm “B” marka arabanın plakasında da mütevazı (Humble) yazması bizi gülümsetti. ))

20
Monaco

Şehir elbette etkileyici, şehir düzenlemesi, peyzaj, mimari, birbirinden güzel evler, tabi ki müstakil evden daha ziyade, kısıtlı yüzölçümü nedeniyle yüksek apartman/residence konutlar. Zaten şehre uzaktan baktığınızda, yüksek katlı konutların olduğu tüm bölge; Monaco, arkada kalan tenha bölgeler Fransa. Doğal olarak ülke sınırını da gözünüzle hissediyorsunuz.

Monaco, dünyanın en küçük yüzölçümüne sahip Vatikan’dan sonraki ikinci ülkesi. Monaco’nun denizde karasuları yok. Hepsi Fransa’nın )) 1297 den beri bu prensliği yöneten Grimaldi ailesinin (Monaco), Fransa ile özel düzenlenmiş hukuku var. Monakolulara, Monegasquen deniyor. Resmi dil Fransızca, ancak Monegasque, burada konuşulan 6 dilden birisi; Fransızca, İtalyanca, İngilizce, Monegasque, Oksitanca ve Provençal. Son üçünü hiç sormayın. Var mı var.

21
Monaco

Diğer bir bilgi de, artık ne kadar doğru bilemiyorum, Monaco’nun öz, yerlisi, kendi oturdukları evleri için vergi ödemezlermiş. Gelir vergisi yok. Yabancılardan ve meşhur kumarhaneden alınan gelir hepsine gani gani yetiyor demek ki.

Ayrıca Bankacılık sektörü de gelişmiş sektör arasında gösteriliyor. Kumarhane demişken, şu meşhur kumarhanede içeriye herkesi almıyorlar. Önce paranız olacak)) Belli bir kıyafet standardı var. Cep telefonu, fotoğraf makinesi vs bir çok kalem malzemeyi vestiyere bırakmanız gerekli. Bizim de pek kesişim kümemiz olmadığı için, o kadar da uğraşmadık içine de girelim diye. Sağda, Hotel de Paris, ortada Monte Carlo Kumarhanesi, solda da Cafe de Paris.

22
Monaco

Monaco’yu daha hakim bir manzara ile gören Botanik Bahçesi de görülmeye değer yerlerden birisi. Biz oraya gidemedik. Çok zaman ayırmak lazım. Bak çık gibi olabilecek bir yer değil işin doğrusu. Zaman zaman hafif bayır da olsa sokaklarında yürümek ve dolanmaktan keyif aldık. Sahildeki restoran ve kafeler her sahil kasabasında olduğu gibi keyifli. Ancak Temmuz ayı ortasında bile akşam saat 9 dan sonra ortamın tenhalaşmaya başlamasını yadırgadık. Muhtemelen kumarhanede mesai. ))

23
Monaco

Monaco hakkında fikir sahibi olduktan sonra, gemimize geri dönüyor ve seyrimizin son gecesini, harikulade bir yaz akşamı tadında sürdürüyoruz.

Gemicilik Operetini bilirmisiniz ? https://www.youtube.com/watch?v=6oMldOOeYd8

“Bu gece kamer tuluğ etmiş !…. , ufukta parlıyoooor !

De… niz… de parlak bir iz ! … bırakmış ! … etrafı nurluyooooor ! ” ……

24
Gece Seyri

https://www.dho.edu.tr/sayfalar/00_Anasayfa/numpagesDB/page0005_marslar/sozler/6.GEM%C4%B0C%C4%B0L%C4%B0K%20OPERET%C4%B0.pdf

Denizi sevmezseniz … kesinlikle net olarak söyleyebileceğim bir şey var sa, “O” da, asla büyük bir devlet olamayacağınızdır.

Dünyamızın 3/4’ü denizlerle kaplı ve zenginliğin 9/10’unun ise ticaretten kaynaklandığı söylenir. Ticaretin yaklaşık yüzde 85 i ise deniz yolu ile yapılıyor. Doğal kaynakların işletilmesi, Balıkçılık, Turizm, Münhasır Ekonomik Bölge derken, özetle hak ve menfaatlerimiz açısından, MAVİ VATAN‘ımız üzerinde düşünmeye değmez mi ? O zaman, denizi ve denizden ekmek yedirten her şeyi sevelim sevdirelim. Olaya sadece Turizm olarak da bakmayalım. Nasıl ki hak yemiyorsak, bu konuda hakkımızı da yedirmeyelim. Bizlere bahşedilmiş en güzel nimetlerden birisini, ama gerçekten de layık olacak şekilde el üstünde tutalım.

Bunun için de, denizci olmaya ve denizlerde güçlü olmaya mecburuz. Çocuklarımıza, torunlarımıza deniz sevgisini aşılayalım.

Evet, ertesi sabah, gemideki son kahvaltımızı da yaptıktan sonra, Fransa’nın Cannes limanına demirleyen gemiden veda zamanı geldi çattı. Biraz külkedisi vari bir ayrılış oldu. Belki, iki-üç yıllık tatil bütçemize malolduysa da, yıllarca hatıralarımızda yaşadığımız, her anına değdiğini düşündüğüm çok keyifli bir tatil yapmış olduk.

Bu vesile ile tatil konusu-tema “Summer Clipper” son bulmuşsa da, o kadar yol gittikten sonra, Cannes’dan “Nice” kentine giderek orayı da görmeden geçmedik. Doğal olarak bölgenin havaalanı Nice – Cote d’Azur olunca, Nice şehrini de görmek kısmetmiş. Sahil kesimi birbirine çok benzeyen bu iki kardeş şehri birbirinden ayırdeden tek şey bana göre; Cannes sahili harika bir kumsal. Nice ise çakıl taşı. Hangisini tercih ederseniz.

Sevgi ve sağlıkla kalın değerli okuyucularım.

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest

Share This