Paylaşacak tecrübemiz, söyleyecek sözümüz var

ELLİYİZ

50 yaş ve üstü kadın, erkek, emekli, çalışan, EYT’ li ,bekar, evli her kesimden bizlerin paylaşım platformu

REN Nehir Gezisi Hikayesi Bölüm 2

tarafından | Nis 4, 2021 | Gezi | 0 yorum

Geçen kısımda Ren Nehrini yarılamış, Rüdesheim kasabasının sakinliği ve dinliğine hayran kalarak seyahatimize devam etmekteydik.

Rüdesheim’den Koblenz’e öğleden sonra hareket ettiğimizde Ren Nehrinin sözü edilen en güzel bölümünü açık güverteden izleyerek geçeceğimizin bilgisini aldık.

Nehrin bu kısmı, en panoramik hoş kısmı. Şimdi sayılarını hatırlayamayacağım kadar belki 15 den fazla şato, kale gibi ortaçağ ihtişamını sergileyen masalsı bölümünden geçiyoruz ren Nehrinin. İnsan sağ tarafa mı yoksa sol tarafa mı bakacağını şaşırıyor.

r2 1
REN Nehri

Hava bugün mevsimin bu dönemine layık bir şekilde, kuzeye yükseldikçe giderek serinliyor, hatta üşütebiliyor esintinin de katkısıyla.

Bu bölgede seyrine doyum olmayan ortaçağ şatolarının yanısıra, Loreley Kayalıkları, trajik bir öykü ile de ünlüdür. Rivayete göre altın saçlı bir deniz kızı ki bu kadın zamanında, oradaki kayalıklardan intihar eder, zaman zaman da Ren Nehrinin bu en dar yerinden (113 mt) geçerken kaptanlara görünür, onların dikkatini alır ve tekneler de kaza yapıp batarmış. Önlerine bakmazlarmış yani, neyse ki bizim kaptan baktı ki, ben size bu satırları yazabiliyorum )))

r 2 2
Loreley Kayalıkları

Gerçekten de Ren Nehrinin bu etkileyici bölümünü havanın serin olmasına rağmen izleyerek geçirmek çok keyif vericiydi. Gezinin şu ana kadar ki tüm safahatında her nefesinizde tertemiz havayı solumak bambaşka bir haz. Nihayetinde KOBLENZ limanına vardık. Burası Ren ve Mosel Nehirlerinin birleştiği önemli bir kavşak noktası. Tarihsel önemini burada anlatsak tez konusu olur. Bu nedenle meraklılarını, konuya dair araştırmaya davet ediyorum. Malum çeşitli nedenlerden dolayı stratejik anlamda da çok önemli bir lokasyon olmuş. Özeti böyle.

Şehrin karşı kıyısına teleferik hattı ile çıkılan yüksek bir tepede bölgeyi kontrol altında tutan bugün bir müze olan kaleyi ziyaret edebilirsiniz. Gün batımı ve sadece akşam saatlerinde burada kalıyor olmamız sebebiyle kaleden ziyade, biz hakim manzara ile daha çok ilgilendik.

r 2 3 2
KOBLENZ limanı

Dördüncü günü, Koblenz limanında tamamladıktan sonra ertesi gün Mosel nehri üzerindeki kasaba Cochem’i ziyaret etmek üzere gece boyunca yolumuza devam ettik.

r 2 4 1
REN Nehri

Yine muhteşem doğa ve alışık olmadığımız güzellikteki manzara ile ve zaman zaman kanal seviye havuzları ile ve de Octoberfest’i de erkenden kutlayarak ilerledik ve beşinci gün COCHEM‘e vardık.

r 2 5 1
Öğlen Yemeği

Cochem de kendisine özgü çok şirin bir kasaba, neden bilmiyorum, belki sokak araları ve kaleye tırmanış yolları açısından bana Anadolu Kavağı’nı hatırlatır gibi oldu. Aslında hiç alakası yok ))

r 2 6 1
Cochem

Buradaki evlerin mimarisi, konumu beni daha çok etkiledi diyebilirim. En önemli tarihi mirası, harikulade bir Kale’nin limana hakim konumda, ben hala dün gibi ayaktayım diyen muhteşem duruşu. 1000 yıllık Gotik tarzdaki kaleleriyle öğünmelerini haklı bulduk.

r 2 7 1
Cochem kalesi

https://reichsburg-cochem.de/the-castle/?lang=en

Kasabanın atmosferini yarım günde alabileceğiniz ancak doya doya da gezemeyeceğiniz kadar güzel bir yeri de geride bırakarak teknemize (TransRenlantikimize) geri dönüyoruz.

r 2 8 1
REN Nehri

Akşam üzeri başlayan seyrimiz, Mosel nehrinden, Ren nehri kavuşumu olan Koblenz üzerinden aynı yolu geri dönüş ile tüm gece Ren nehrinde seyrüsefa ederek sabaha karşı Köln şehrinde nihayetlendi.

Altıncı gün sabahı, serin taptaze bir sonbahar havası ile gün doğumunu KÖLN‘de karşılıyoruz .

r 2 9 1
Köln

Köln için söylenebilecek kimbilir ne çok şey vardır, ancak rehberimizin anlattıklarından ve katedralin tarihçesini okuduktan sonra, 2 nci Dünya Savaşı’nda, bu şehrin ne kadar acı çektiğini ve hayata dönüş hikayesini hatırlıyorum geriye kalan. Aaa, bir de kolonya konusu.

r 2 10 1
Köln

Köln esasen, sakinliği ile eski ile yeniyi güzel bir doku içerisinde muhafaza etmesiyle ve tabi ki temizliği ile iz bıraktığı noktalar oldu. Muhteşem rehberimiz çok çok güzel şeyler anlattı ama sanırım dersi kaynatmışız, hiç birisi aklımda kalmamış ))) demek ki bir daha gitmek gerekecek.

Köln ile Düsseldorf birbirine yakın kentler. Aralarında da, eyalet merkezi olmak için epey yarış olmuş. Kuzey Ren-Vestfalya Eyaletinin merkezi olma açısından. Nüfusu düşük de olsa, Düsseldorf kazanmış. Sıksan suyunu 620 bin kişi yaşıyor. (Laf aramızda, Düsseldorf daha bir hoş şehir)

Bereketli topraklar buralardan itibaren sanayi ve endüstrinin pençesine yenik düşüyor. Ren nehrinin Köln şehrinden itibaren Amsterdam’a kadar gözlemleyeceğimiz çarpıcı değişik kısmı bu malesef.

r 2 11
Köln

Beraberinde de kırsal karater daha bir elegan ve zengince yaşama dönüşüyor. Evlerin ve yerleşim alanlarının tabiatından bu anlaşılabiliyor.

r 2 12 1
Köln

Bu arada, nehir kenarında kilometre taşı gibi rakamlar görüyoruz. Bu da nereden itibaren başlıyor tam bilememekle birlikte Ren Nehrinin, mil taşı. Düsseldorf’a yaklaşırken 729u gösteriyordu.

Artık, Ren nehrinde verimli vadilerin yerini, daha geniş düz alan ve ovalar almaya başladı.

Düsseldorf kıyılarındaki restorant, bar-kafeleri, orada yaşayanların hayatın tadını daha iyi çıkardığına işaret etmekte.

r 2 13 1
Düsseldorf

Düsseldorf’u uğraksız sadece izleyerek geçiyoruz.

Bundan sonra, artık, Hollanda sınırları içerisinde ilerliyoruz, sabaha da Amsterdam’a yaklaşmış olacağız. Burada sınırlı arazinin kıymeti hemen hissediliyor. Her ne kadar müstakil evler çoğunluktaysa da, Amsterdam’a yaklaştıkça nüfusun da etkisiyle artık apartmanlaşma da gözle görülür hale geliyor.

r 2 14 1
REN Nehri

Yedinci güne başlarken, nehir seyahatimizin de sonuna gelmiş oluyoruz. Ren Nehri kanalının son köprüsünün de altından geçerken, ileride gördüğümüz iki kulübe bina da aslında Ren kanalının başlangıcı ya da bizim istikametten gelirsek de sonunu işaret ediyor.

r 2 15
REN Nehri

Ancak, seyahatimiz hemen sonlanmıyor. Bu yedinci günde nehir/kanal seyrimiz bitse de seyahatimizin bu son gününde, Amsterdam’ın kuzeyinde bulunan HOORN kasabasına da uğrağacağız. Kanal çıkışında doğu istikametinde küçük bir seviye havuzunda tartıldıktan sonra açılan açık deniz alanında tekne bir kaptırdı, ben tamam dedim denizde gidiyoruz.

r 2 16 1
Markermeer

Günlerce dar sularda seyrettikten sonra deniz gibi görünen bu açık su alanı aslında hala ikinci bir kademe deniz seviye dengeleyici sistem içerisinde kalan bir iç deniz/göl gibi bir bölge (Markermeer). Böylece bir kaç saatliğine tekne sanki biraz daha sürat yaparmışcasına ilerliyordu.

Hoorn kasabasına geldiğimizde, bir kısım yolcular burada tekneden inerek Hollanda’nın meşhur Yeldeğirmenleri ile yöresel tanıtımına yönelik bir excursion, gezi turuna katıldı. Biz daha önceki yıllarda, Volendam’da, benzer geziye katıldığımız için tekne ile seyir yapmayı tercih ettik.

r 2 17 1
Hoorn kasabası

AMSTERDAM‘ın tam merkezine teknemiz yanaşıyor ve böylelikle seyrimizin sonuna gelmiş bulunuyoruz. “Makineler tamam tamam” teşekkürler.

r 2 18

Amsterdam şehrini anlatmak tamamen ayrı bir yazı olur. Dolayısı ile bir iki satır ile burada noktalamakta fayda var. Özetlersek.

Bu gezi, bizim, ilk gemi ile turistik seyahatimiz oldu. Çok beğendik, iyi ki böyle bir geziyi yaşadık dedik. Biz yorulmadık, sanki şehirler bizim için yoruldu. Zira, günlerce biz aynı yerde yattık kalktık. Ama dört ülke sırasıyla önümüzden gelip geçti desek daha doğru anlatmış oluruz. Söylemesi ayıp, inanılmaz leziz yemekler yedik. Masalsı diyarlar gördük. Atmosferini içimize çektik. Gittiğimiz gördüğümüz yerlerdeki yaşam kalitesine, bireyler arası saygıya ve çevrenin temizliğine, doğallığına malesef imrendik. Hiç deniz tutmadı ))) çünkü hep nehirdeydik.

Ancak, bir gün olur, sizler de böyle bir geziye gitmeyi düşünürseniz, bizim akıl edemediğimiz şeyi, size şimdiden söyleyeyim. Sanki, bu geziyi bizim yaptığımız gibi değil de, yani “Bir kar tanesinin Okyanusa yolculuğu” gibi bir sloganla değil de, tam tersi istikamette, “Bir şehir garibanının huzura tırmanışı” gibi bir slogan ile ters istikamette yolculuğu sanırım daha hoş olurmuş. Biz, inanılmaz bir güzel doğadan, gezinin sonunda yine düştük her gün şikayet ettiğimiz endüstriyel keşmekeşin içine. Siz o şehir hengamesinden sıyrılıp, Basel’de, dingin bir şekilde doğanın kucağına indiğinizi düşünün … fark atar,

Ferrarisi olmasa da dertlerini satan Bilge kadar olursunuz.

Rüyalarınız gerçek olsun, esenlik ve sıhhatle kalın.

0 Yorum

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest

Share This