Paylaşacak tecrübemiz, söyleyecek sözümüz var

ELLİYİZ

50 yaş ve üstü kadın, erkek, emekli, çalışan, EYT’ li ,bekar, evli her kesimden bizlerin paylaşım platformu

KABULLEN(İL)MEK

tarafından | May 16, 2021 | Sağlık ve Psikoloji | 6 Yorumlar

Bu yazıyı yazarken genelde kullanmadığım bir şeyi yapmaya çalıştım. Gözümü kapattım ve aynı bir terapi odasındaymışçasına “kabul görmek” ile alakalı aklımda o an ne varsa bu yazının içeriğine uyup uymayacağına bakmadan bir yere not ettim.  Bu yazıda neden bunu yapmak istedim bilmiyorum. Sanırım içten içe yazdığım her kelimenin en temelde okuyucu tarafından nasıl duyulacağına ne kadar çok dikkat ettiğimi fark edip bunun sonucunda yazılarımın aslında tamamen kendi düşüncelerimi yansıtmayacağını düşündüm ve bu noktada en azından kontrol edebileceğim ölçüde kendim olmak istedim. Belki de sırf bu başlangıç bile benim adıma kabul görmenin ne kadar hayati bir yer kapladığını açıklamak adına yeterli olabilir.

Aklıma ilk gelen şey “ait olmak” kavramı oldu. Kişinin kendini bir yere, bir gruba ait hissetmesi. Başka bir deyişle dışarıda kalmaması, yalnız kalmaması. Peki yalnız kalmamak neden bu kadar önemli? Düşündüğüm ilk şey insanın sosyal bir canlı olması oldu. Evrimsel olarak başkalarına duyduğumuz en temel ihtiyaç. Aslında doğduğumuz andan itibaren bize bakan kişi (genellikle anne) ile başlayan ve hatta bu ihtiyacın sadece fiziksel bir bakım olmayıp belki de daha fazlasıyla sevgi duyulmak, olduğumuz gibi şartsız kabullenilmek üzerinden olması. İlk zamanlardan beri, kişi görülmek ve olduğu gibi kabullenilmek ister. Fakat, belirli durumlarda kendisi olup yaptığı davranışlar ve düşünceleri ailesi ve toplum tarafından kabul görmediğinde suçlanır ve aşağılanır. Bu durum onda “beni olduğum gibi kabul etmiyorlar, yeterli değilim” gibi algılar oluşturabilir. Çevresinde önem verdiği, değerli hissettiği kişilerin kabulünü ve takdirini alabilmek uğruna onların istediği kişiye dönüşebilir. Bu durum en temelde aileden başlayıp ileride okul, sosyal çevre ve romantik ilişkilerine yansıyabilir. Kişi kendini asla olduğu gibi kabullenemez, çünkü başkaları geçmişte onu o şekilde kabul etmemiştir ve bu durumda sürekli uyumlanıp oraya ait olabilmek adına kendinden ödün vermeye başlar. Belirli bir süre sonra bu durum kişinin gerçek kimliği ve ideal kimliği arasında uçurum derecesine varan farklara sebep olabilir. Hatta kişiyi oldukça depresif duygulara sürükleyebilir. İçinde bulunduğumuz toplumda kabul görme ihtiyacı çok farklı şekillerde anlamlandırılabilir. Bunun bir örneği olarak içinde yaşanılan toplumun iyi bir ifadesi olarak gördüğüm bir platformdan (ekşi sözlük) birkaç kişinin “kabul görme ihtiyacı” başlığı altına yazılmış sözlerini paylaşmak istedim.

“Öğrenilmiş ve çok kötü ihtiyaç. Aslında ihtiyaç falan da değil düpedüz “gereksiz” bir lüks! Kim kendini derin bir şekilde bu duruma ihtiyacı varmış gibi hissediyorsa, geçmişte, şimdi ve daima hep yalnız olduğunu idrak etsin! Geçer…”

“Yaş büyüdükçe azalır. Yaş ilerledike ve kendinizi tanıdıkça, özsaygınız insanların sizinle ilgili fikirleri doğrultusunda sudaki bir şise mantarı gibi batıp çıkmaz.”

“Dikkat edilmez, ileriye taşınır ve kesimlerden daha fazla kabul görmek istenirse insanın benliğini yitirmesine sebebiyet verebilecek haldedir.”

“Tam anlamıyla gelişmiş bir kişilik için olmazsa olmaz unsur. Temelinde öncelikle insanın kendisi tarafından kabul görmemesi yatar.”

Açıkça görülebildiği üzere bu doğal ve temel ihtiyaç kimi kişiler açısından çok kötü ve gereksiz bir lüks, kimileri için insanın benliğini yitirmesine sebep olabilecek bir durum veya kimileri için gelişmiş bir kişilik için olmazsa olmaz bir unsur olarak tanımlanabilir

Bir diğer açıdan ele alındığında ise, bahsedilen bu kabul görme ihtiyacı hem güvenli ilişkiler hem de terapi için çok kritik bir rol oynayabilir. Karşındaki kişiyi şartsız kabul etmek terapi için belirtilen en önemli koşullardan biridir. Terapistin danışan ile kurmuş olduğu terapötik bağın güçlü olmasında ve terapinin işe yaramasında bu kabul oldukça etkilidir. Bunun sebebi ise kişilerin oldukları gibi kabul edebildiklerini hissetmeleri ve artık kendi kimlikleri ile daha barışık bir yapıda olmak için adım atmış olmalarıdır.

 Özetlemek gerekirse, kabul görmek en temelde insan olmanın en önemli yapı taşlarından birini oluşturur. Kişiler zaman zaman bu ihtiyaçlarını görmezden gelirler, güçsüzlük hatta bir lüks olarak görebilirler. Fakat hayatta bazı şeylerden kaçamayacağımız gibi bu ihtiyaçlardan da kaçmanın onları yok saymanın veya tamamen onlar tarafından kontrol edilip şekillenmenin de bir anlamı yoktur. İdeal olan bunu kabul edip, en temelde kendi kendimizi olduğumuz gibi kabullenebilmektir. Fakat, elbette ben dahil olmak üzere birçoğumuz ideal olan bu duruma ulaşabilmek için ne kadar çaba göstersek de belirli kalıpların içine hapsolmaktan ve onların penceresinden bakmaktan kolay kolay kurtulamayız. Ben bu yazıyı yazarken bu yazının nereye gittiğine yön vermekten çok aklıma gelenleri birleştirip bir bütün haline getirmeye çalıştım. Umarım en azından bu yazıda kendimi kabul etmek adına bir yol kat etmişimdir.

Selin Mutlu

6 Yorumlar

  1. İnci

    Selamlar,

    Zevkle takip edeceğime eminim.
    İyi yayınlar.

    İnci

    Yanıtla
    • Selin Mutlu

      İnci Hanım çok teşekkür ederim

      Yanıtla
  2. Fatih Fidan

    Zamana, ortama ve yaşa bağlı olarak “kabul görmek” ile “kendinden ödün vermek” arasında bıçak sırtı bir durum vardır diye düşünüyorum. Güzel bir konuya değindiğin için tebrik ediyor yazılarının devamını bekliyorum. 🙂

    Yanıtla
    • Selin Mutlu

      Güzel yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

      Yanıtla
      • Moiz Elnekave

        Toplum içinde yaşadığımız göre bu olgudan tamamiyla siyrilabilmek neredeyse imkansiz. Taviz verecegimiz de vermeyecegimiz de zamanlar ve durumlar olacaktır. Dengeyi sağlamak herhalde en sağlıklı olanı.

        Yanıtla
        • Selin Mutlu

          Çok haklısınız umarım hepimiz hayatlarımız içinde kendi dengemize bir şekilde ulaşırız.

          Yanıtla

Bir İçerik Gönder

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Pin It on Pinterest

Share This